(14 Şubat Sevgililer Günü Anısına) Ehee anlat bakalım, aşkınızın ahvali hali nedir?

Abi, Ayşe neşeli olduğunda neşeyi,
Sevecen olduğunda sevmeyi,
Öfkeli olduğunda öfkeyi,
Düşünceli olduğunda düşünceyi bilmeyi çok isterim...
Sen onu, bunu, boş ver, Ayşe seni bilmek istiyor mu?
Abi, uzanan pamuk gibi yumuşak elleri sıkmak,
O şuh gibi vücudunu incitmeden sarmalamak,
İpek dokusu gibi saçlarını okşamak,
Kuğu gibi boynuna sarılmak istiyorum, en azından gönlümden geçiriyorum..
Ahmet, adamın canını sıkma, bu ilgiye Ayşe ne diyor?
Kabul etmiyor abi!
Neyi?
Aşkımı..
O zaman yandı keten helva, seni nasıl iyileştireceğiz?
Abi, ret halinden itibaren artık yaşamı farklı algılıyorum, tüm öğretiler ayrışıyor, her türlü söndürücülüğü kalbimde arıyorum ancak olmuyor ve hala yanıyor..
Tamam, tamam anladık. Peki, Ayşe’nin başka ilgilendiği birisi var mı?
Yok abi, ama beni istemiyor.. Esas aşk ateşinin yakıcılığı burada yatıyor ya.. ‘’Neden ben değilim?’’ sorusunu 100 kez hatta bin kez sordum ama yanıt bulamadım..
Kaç ay oldu bu aşk hastalığı?
Valla abi, takriben 3-4 ay falan..
Ha iyi o zaman, hiç olmazsa yıllara dayanmıyor ve böylece kronik hale gelmiyor..
Peki, abi aşk sence nasıl yaşanır?
Bin türlü yansıması, gölgesi, mimikleri vardır ve görülen ile görülmeyenin ortak bir eylemiyle vücut bulur. Aşk yalnızca oluşumdur.
Yani abi, aşkı sorgusuz-sualsiz karşı cinsten birine duyulan yakınlık hissi olarak tarif edebilir miyiz?
-Aynen…
-Ben hakikaten yanmışım.. Peki, aşk ne zaman sorunlara yol açabiliyor?
İnsanlık tarihi boyunca aşk adına neler yapılmış, neler yaşanmış… Aşk intiharı, aşk cinayeti, aşk alkolizmi, aşk işkencesi gibi sayısız insanlık dışı, insanlığa aykırı, yaşamla bağdaşmayan sorunlar yumağı… Kısaca aşk yaşamdan daha güçlü olursa, aşk özgürlükten yoksunsa bu tür sorunlara yol açabiliyor. 
Benim hatam ne abi?
Aşkı sahiplenme veya mülk edinme gibi algılama, görme yanılgısıdır. İşte bu andan itibaren aşk yaşamdan, kendisinden daha baskın olmaya başlayabiliyor. Örnek sensin..
Abi, aşk uğruna bir insan neler yapabiliyor?
Aşk uğruna inançlarını, davranışlarını değiştirebiliyor. Aşk uğruna ailesini, en yakınlarını terk edebiliyor. Aşk uğruna sevdiklerini, dostlarını karşısına alabiliyor.
-Peki her ilişki, her yakınlık aşk mıdır?
Bir diğer yanılgı işte budur. Yahu daha 3-4 ay önce başlamış bir ilgiye kolayca aşk unvanı, aşk etiketi yapıştırmak çok hoşumuza gidiyor ama değildir.. 
Peki, benimkisi nedir?
Bazen insanlar aşkı duyumsamadan yakınlık hissedebilir. Sanki seninki ona benziyor.. Aşk kavramı içinde ağırlıklı olarak yer alan bir cümle vardır. Nedir biliyor musunuz? İşte o muhteşem cümle: ‘’sensiz yaşayamam’’ Allah’tan sen daha onu söylemiyorsun..
Birisi sensiz yaşayamam derse bu ne demektir?
Kendi yaşamın akışını, kendi davranış kalıplarını, kendi düşünce ve anlayışını bir başkasına sunuyorsun, havale ediyorsun demektir. Eğer bu şekilde düşünen bir insan kendi hapishanesini inşa etmiş olur. 
Aşk ilişkisini olumsuz olarak besleyen ana damar nedir?
Kıskançlıktan başka bir şey değildir.
Kıskançlık nelere yol açar? 
Hem aşk hem nefret bir arada yaşanır..
Son olarak aşk yaşamın neresindedir?
Aşk yaşamın üstün veya altında veya kıyısında veya uzağında değildir. Aşk yaşamında tam içindedir ve bir parçasıdır.
Tamam abi, her şeyi anladım. Ayşe’ye zaman tanıyacağım, olursa olur, olmazsa başka aşk kapılarının açılmasını beklerim ben de..
Bravo! İşte bu güzel bir başlangıçtır..
Abi, aşk sanatın her alanında neredeyse dominant olmuş gidiyor, neden?
Bilinen insanlık tarihinden bugüne kadar aşk duyguların söz konusu olduğu her alanda egemen olmuştur. Operadan tut, resimlere, tüm müzik dallarına hep aşk yön vermiştir. Sanat ve aşk hep etkileşim içinde olmuştur.
Doğru ya abi, içinde aşk, sevgi geçmeyen neredeyse şarkı, türkü yoktur..
Evet, çok nadir görülür.. O da siyasi ve ideolojik marşımsı ezgilerde görülür.. İşte Hasan Mutlucan’ın söylediği kahramanlık türküleri, İşte Selda Bağcan’ın söylediği sosyal içerikli şarkıları, işte Uğur Işıldak gibi sanatçıların Türklüğü öven eserleri..
NOT: 2014 YILINDA BASILAN ‘’DÜŞ’e Yazdım’’ KİTABIMDAN ALINTIDIR..
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Bir hafta sonraki yazımda buluşmak üzere sevgiyle ve sağlıkla kalın! 

Sokak Gazetecisi
Ömer ÖZDAMAR